Kırmızı bisiklet, analık ve ananas

„Alexanderplatz’da bir işim var, hadi gidelim arabayla, küçük tırtılımın da tam uyku vakti, mışıl mışıl uyur arabada“ dedim. O da, „Bugün zaten spor yapmak istiyordun, bisikletinle sen git gel, hallet işini istersen“ dedi. Der demez çok kızdım. Önce tersledim, „Beni bu havada sırf üşendiğin için yolluyorsun“ dedim. Sonra „ne zaman istersem o zaman yaparım sporumu“ dedim. Dedim ve derken daha cümle bi absürt geldi kulağıma. Sonra havaya baktım, aslında tam terletmeden ve üşütmeden üfür üfür bisiklet havasıydı. Sonra iki gün önce kırmızı bisikletime bakıp onu ne kadar özlediğimi söylediğim alıma geldi.

Sonra hemen sanki biraz önce parlayan ben değilmişim gibi suratımda bir ciddiyetle google maps’e hesaplattım kaç dakika sürer bisiklet yolu diye. 30 dakika gidiş, 30 dakika dönüş. Yarım saat de işim sürse, oldu sana 1,5 saat. Sonra havaya baktım bir neden ararcasına. Yağmur yok. Her şey sanki neon bir okla bisikletimi gösteriyordu. Derin nefes aldım, tırtılımım tatlı yorgun gözlerine baktım ve tamam dedim, „Gidiyorum!“

Atladım kırmızı Ferrari’me ben de. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Rüzgarı yüzümde hissederek, kulağımda gönül rahatlığıyla dinleyeceğim audio kitabım ve ben yine yollardaydık. Tıpkı eskisi gibi hissettim. Sadece bir milisaniye. Sonra gözümün önüne geldi tatlı suratın. Eve dönüp dönmemek eskiden tamamen bana bağlı ve spontan olabilecekken, şimdi sen vardın döneceğim. Bekliyordun beni. Farkında olmasan da bazen, bekliyordun. Belki de ben senden daha çok bekliyordum tekrar yanında olmayı. Yüzüme vuran rüzgarı ne kadar sevsem de. 

Bu bisiklet, kafamnda anne chapter’ımdan önceye aitti bugüne kadar. Sen karnımda büyüdükçe binemez oldum ona spor modelinden dolayı eğilerek kullandığım için. Sen geldikten sonra bütün tekerleki tekerleksiz araca seninle beraber binmek istediğimden de, kullanmadım daha önce Ferrari’mi. Ha sensiz gittim bir yerlere çoktan ama hep yürüme mesafesi, hep koşarak sana geri sarılabileceğim noktalar oldular. İşte bugün, zamanı geldiğini hissettim, ve bastım pedalına kırmızılının. Senden bir adım daha ayrıldım, Bağımlılığın bir düğümünü daha açıp bağlılığa çevirdim.

Bir saati biraz geçmişti eve döndüğümde. -Biraz pedala abanmışım sanki farketmeden-
Uzaktan pencereden izledim önce sizi. Her zamanki gibi babanın kucağında, buzdolabının önünde, ağzını şapırdata şapırdata meyve yiyordun. Yanakların kızarıktı hala, muhtemelen yeni uyanmıştın babanla uykundan. Sonra içeri girdim, bana gülümsedin, sonra kafanı babanın elindeki ananasa çevirip büyük bir ciddiyetle yemeğe devam ettin. Gittiğimi farketmemiştin bile. Ben bu kadar duygu buhranı içinde anneliği ve insaniyeti sorgularken, sen mutlu mesut şapır şupur ananasını yiyordun. Afiyet olsundu o zaman oğlum.

Zaten annelik delilikti. Di mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: