Döner lokantası, iç sesler ve annelik

28.02.2020 saat 17 civarları, İstanbul’da bir döner lokantası

Küçük tırtılım, anneannesi, dedesi ve ben, bütün neşemiz ve iştahımızla oturduk masamıza. Küçük kahkahalar ve inceltilmiş melodik seslerimiz çıkarken masamızdan, yan masaya gitti gözüm. Anne ve 10-11 yaşlarında kızı ve 6-7 yaşlarında oğlu yemek yiyorlardı. Daha doğrusu anne ve kızı yemeklerini bitirmişlerdi, küçük oğlan hala pilavını ve dönerini yiyordu. 

Masa ilgimi çekti, çünkü bir kere hiç bir ses çıkmıyordu. Yaklaşık 15 dakika boyunca kaldılar yanımızda. Hiç bir dialog geçmedi bu 15 dakikada. Dahası en ufak bir gülücük ya da mutluluğu andıran herhangi bir mimik yoktu orda. Anne telefonuna gömülmüştü, hiç kafasını kaldırmıyordu ve sanırım sadece bir parmağıyla ekranı ‚scroll‘ ediyordu. Küçük kız, elindeki ıslak mendille, oldukça somurtuk bir yüz ifadesiyle oynuyordu. Küçük koca gözlüklü oğlan da sessizce -ve somurtarak- tabağındakileri yiyordu. Tam ben bu kız nasıl sıkılmıyor bu mendille oynamaktan diye düşünürken, küçük kız elindeki mendili bırakıp çatalla önündeki tabağa vurmaya -daha doğrusu dokundurmaya- başladı. İşte annesi ilk ve son defa o zaman konuştu küçük kızla: „Vurma tabağa, etraftakiler rahatsız oluyorlar.“ dedi. Kız durdu, anne kafasını hiç kaldıramadığı telefonuna bakarak parmağı ile ekranı okşamaya devam etti. Zaten sesliydi lokanta, en yakın masa olarak „hiç rahatsız olmadım ki“ diyesim geldi, sustum. Zaten küçük kız da, biraz daha somurtarak mendille oynamaya geri dönmüştü bile.

Acayip güzel bir kitap okuyorum şu anda: Nihan Kaya’nın ‚İyi aile yoktur‘ kitabı. Kitapta aklıma şimdiden kazınan bir cümle, o yan masaya bakarken uğuldadı kafamda: „Biz ebeveynler saygı ile itaati birbirine karıştırıyoruz, çocuklarımızın bize sorgusuz sualsiz itaat etmesini bekliyoruz ve buna da toplum olarak saygı adını veriyoruz.“

10 yaşlarındaki bir kızın -10 dakikalık gözlemden sonra bile- bu kadar mutsuz bir suratla o mendili etrafta olup bitenin, annesi ve kardeşiyle edebileceği sonsuz sohbetlerin, sorabileceği sonsuz soruların, anlatabileceği sonsuz deneyimlerin önüne koyup bu tek tarafli oyunu seçmesi, aslında bu kızın çaresizliğini ve umutsuzluğunu anlatmaz mı bize? Küçücük oyun girişimi, hafif, çok sesli ve agresif olmayan dikkat çekme girişimi, korkunç bir başarısızlıkla son buldu hem de. Annesinin -dikkati çekilmesi gereken kişinin- dikkatini çekemedi, o kafanın o telefondan kalkmasını başaramamakla beraber, annesi tarafından etrafı rahatsız etmekle suçlanmış oldu. Yani annesi hem kızını ve ilgi arayışını yok saydı, istediği şeyi ona veremedi, hem de ilgi isteme girişimini, etrafı yani içinde bulundukları toplumu rahatsız etmekle bağdaştırdı. Eminim bu yaşanmışlık küçük kız için ne bir ilkti, ne de bir son.

Şimdi bu küçük kız nasıl ileride ilgi veya sevgi istediğinde bu isteğini yerine getirsin? Yaşadıkları ona sürekli: „İlgiye ihtiyacın olamaz, olsa da bunu dile getiremezsin!“ derse, bu kız kendi duygularına ve ihtiyaçlarına kulak tıkamayı er ya da geç öğrenecek ve içselleştirecek. Böylece ihtiyacı olduğu şeyi dile getirmesine -ve etrafı rahatsız etmesine- gerek kalmayacak çünkü artık neye ihtiyacı olduğunu bilmeyecek. 

Neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen bireyler çok kolay manipüle edilirler. Çünkü onlar zaten neye ihtiyacı olduklarını dikte eden kişileri, otoriteleri ararlar.

En kötü ihtimal, küçük kız kendi ihtiyaçlarından bi haber, yetişkinlik dünyasına adım atacak ve orada diktelerin farklı boyutlarıyla yaşayacak.

En iyi ihtimal, küçük kız bazı göz açıcı deneyimlerden sonra, kendi isteklerinin de olabileceğini ama bunlardan ne kadar uzaklaştığını fark edecek ve bu sesi duymak, sonraki adımda da dile getirebilmek için -ya kendi, ya bir terapistle- bi hayli zorlu ve acılı bir patikadan geçecek.
Bütün bunları düşünürken ve küçük kızın sabote edilen benliğine ve iç sesini dinleme kabiliyetine yas tutarken, etrafı merakla ve heyecanla izleyen küçük tırtılıma baktım. Mükemmel bir anne olmadığımı ve olamayacağımı biliyorum. Olmak da istemem zaten. Ama bildiğim şey şu ki, bütün gücümle seni, ihtiyaçlarını dinlemen ve onları dile getirmen için motive edip destekleyeceğim tırtılım. Senin üzerinde hakimiyet kurmadan, seni ego tatmini aracı olarak kullanmadan, benden ayrı bir varlık olduğunun ve her yaşta çok değerli bir birey olduğunun bilinciyle yaşayacağız, büyüyeceğiz. Sen büyürken senin yanında seninle beraber -senin adına değil- her şeyi deneyimlemek icin sabırsızlanıyorum. Minik 6 aylık bebek gözlerindeki sonsuz merak ve heyecanın solmaması için elimden geleni yapacağım tırtılım. 

Anneyim ve anne olduğumdan beri çocuklarını duymayan, görmeyen annelere, babalara çok kızıyorum. Çok geçmeden bu kızgınlık, üzgünlüğe dönüşüyor çünkü bu ebeveynler, kendi iç seslerinden uzaklaştırılmış küçük kızlar, küçük oğlanlar aslında. Kendini duyamayan, göremeyen biri, çocuklarını nasıl dinleyebilir ki? Üzülürken tekrar kızıyorum sonra. Çünkü bu zinciri kırmak mümkün. Biraz çabayla, biraz da destekle mümkün. Herkes için. Mi acaba?

Delirdim yine işte, psikologluktan değil bu, annelikten. Annelik delilik. Mi acaba?

Herkesin -ebeveyn olsun olmasın- okuması gerektiğini düşündüğüm iki kitap önerisi:
Nihan Kaya – İyi aile yoktur
Alice Miller  – Yetenekli çocuğun dramı (The drama of the gifted child)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: