Seni görüyorum, anne!

Önce saçının arkasındaki toka izini gördüm, anne. Sonra da yüzündeki hikayeni.


Kış geliyor bu şehre. Berlin çok antipatik bu zamanlarda. Güneşli, cıvıl cıvıl zamanlar bitti, karanlık, havanın cıva gibi basık olduğu, insanların suratlarının bir karış olduğu zamanlar başladı. Bütün cafelerin dışarda olan bölümleri kalktı (yine de arada güneş çıkınca 5 derece de olsa dışarda oturan almanlara rastlanıyor arada), sokaktaki hayat sadece A’dan B’ ye gidenlerle dolu.


O sabah bir çok zaman gibi, yükledim tırtılımı kucağıma, atıverdim bizi soğuğa ve hafif çiseleyen yağmura. Bütün gün amaçsızca eve tıkılmamak ve bir amaç uğrunda, hele de tırtılım için bişeyler yaptığım -en azından öyle paketlenen- kurslardan birine gidiyordum. 

Çok uyuyamamıştım yine, neredeyse her gece olduğu gibi 1,5-2 saatte bir sanki kıtlıktan çıkan tırtılımı beslemeye uyanmış, en son saat 6 civarlarında ilk agusuyla sıcacık yataktan soğuk dünyaya merakla başlamak isteyen tırtılım için temelli çıkmıştım. Beraber kahvaltı ettik tırtılımla sonra. O ana kucağında oturturken ben de her dakika gözüm onda sürekli garip tonasyonla anlattığım hikayelerle hazırladım ve yedim kahvaltımı. Sonra sallanan ana kucağını banyoya taşıdım her sabahki gibi, şarkılarla (sustuğum anda haykırıyor çünkü tırtılım) toplam 10 dakikam olduğunu bilerek duş alıp hazırlandım. Yine neredeyse her sabah gibi kremlenmeyi tercih ettim saçımı yapmaktansa (yine dağınık topuz kafamda). Bu rutinimizden sonra acıkan ve hafif yorulan tırtılımı besledim, yün onesiesini giydirip koydum kanguruya ve çıktık yola. Yaklaşık 5 dakika sonra vardığımız kavşakta gözleri ağırlaşan tırtılım uyuyakaldı her zamanki gibi. Uzanıp küçük burnunu öptüm, içimi günde 131232 kere yaşadığım mutluluk, şükran ve gurur duygusu kapladı yine. Bu romantizmin verdigi hazla taktim kulaklıklarımı ve audio kitabımı dinlemeye başladım her gün yaptığım gibi. 

Bir kaç kavşak sonra görüm işte seni, anne! Sarışın saçlarının arkasındaki bütün gece toplu kalan ve sabah tokayı çıkardığında gitmeyen izi. Büyük ihtimalle bakmadın saçlarına ekstra bir aynayla nasıl görünüyor diye, bu yüzden de farketmedin gecenin hikayesinin saçlarında kaldığını. 

Saçındaki izden telaşla itelediğin bebek arabasına kaydı gözüm. Kocamandı araba çünkü iki tane bebeğin vardi. Birisi ikili yaşlarda merakla bakıyordu etrafa hafif sarkarak. Diğeri benim tırtılımla aynı kategoride, küçük bebekti daha. Sanırım uyuyordu. Sen de telaşla bir yere yetişmeye çalışıyordun. Belki büyük bebek yuvaya bırakılacaktı önce. Belki de bakıcıya. Ya da bir yere bırakmak yerine hep yanındaydı iki bebeğin de ve bir kursa yetişmeye çalışıyordun benim gibi, hayatına amaçlar katıp, bebeklerine kendi sevginin yanında iyi, ‚profesyonel‘ pedagojik değerli şeyler sunmak için a.k.a. evde sıkılmamak için. Her nereye gidiyorsan git, telaşın belliydi yüzünden. Bu telaş da muhtemelen anne mutluluğu ve gururu ile aydınlanan -aydınlandığını düşündüğüm- yüzüne gölge düşürmüştü.


Kendi sabahımı düşündüm, uyandıktan sonra tırtılımla tatlı hayatımızı. Sonra bir küçük çocuk/bebek daha koydum bu senaryoya senden esinlenerek ve bir anda stres bastı, sanırım suratım seninle benzer bir gölgeyle dalgalandı. İkiye bölünmüştün eminim bu sabah her sabah yaptığın gibi (kendini de katıp üçe bölünmek aklına bile gelmemiş olabilir). Multitaskingin kitabini yazıp, tek elle dünyalara yetişmiştin. Kendine ayırdığın/ayırabildiğin zaman yüzünü yıkayıp üstüne bişeyler geçirmeye, belki de ağzına bi şeyler atmaya yetmişti anca. Ekstra ayna alıp saçının arkasına neden bakmadın diye bir soru gelse, muhtemelen çok uzun süredir saçının arkasını düşünmediğini farkedebilirsin. Belki de soruyu küçümsersin, ‚ben dünyayı sırtımda taşırken sen bana saçımın arkasındaki izi soruyorsun‘ diye. Haklısın da tamamen. İki tane taze canlıyı bu dünyaya adapte etmek kolay bir iş değil, bunu yaparken de saçının arkasındaki toka izini düşünmek hiç kolay degil. saçma belki de.

Seni görüyorum, anne! Hikayeni ruhumun derinliğinde hissediyorum. Telaşlı ve stresli suratını anlayabiliyorum. İki tane yeni bedeni taşıyan, yükü gerçekten daha ağır bebek arabasını kaldırıma çıkartmaya çalışırken zorlandığın ve bedenindeki sınırlı gibi hissettiren sınırsız gücünü görüyorum. Ve saygı duyuyorum sana ve diğer annelere. Eskiden küçümseyerek, bazen de kızarak baktığım, sinirli, sabırsız veya agresif olarak yorumladığım ama aslında bebekleri büyütürken kendini küçücük yapan ama kocaman bir yaratan beden olduğunu görüyorum şimdi. Eskiden ters ters baktığım kadınlardan, kaldırımda bebek arabasıyla yolumu kapayan ya da yanlışlıkla ayağımın üstünden geçen ve bu yüzden de ‚allah allaaah‘ diyip 5 numaralı bakışımı attığım annelerden özür diliyorum senin adına. Sıcacık gülümsüyorum sana, sen beni görmeden devam ediyorusun yoluna. Ben de audio kitabımda dikkatim dağıldığı için dinlemediğim son iki dakikayı geri alıp dinlemeye ve tırtılımla kursumuza doğru yürümeye devam ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: