Hatırlayacak mısın?

Yeni bir bilgi değil çocukların anne karnından itibaren yaşadıklarını hayatları boyunca içlerinde taşıdıkları. Teoride çok mantıklı ve genelgeçer bilgi tabi ama insan her şeyi kendi hayatında birebir yaşayınca daha farklı yaklaşıyor böyle bilgilere.

Hamile olduğumdan beri soruyorum kendime -daha doğrusu tırtılıma-

Hatırlayacak mısın?

Sen daha karnımda bit kadarken yaşadığım duygu buhranlarını,

kendimi bildim bileli en emin halimle ‚ben mutlaka çocuk istiyorum‘ derken her şey ciddiye binince mutluluktan kalbim patlarken bir yandan da ‚acaba becerebilecek miyim, amanın hiçbir şey bilmiyorum çocuk yetiştirmeye dair‘ diye içim içimi yediğini,

sen büyürken karnımda, içimdeki sevincin, heyecanın katlanarak arttığını,

her sabah karnımı yoklayıp ‚orda mısın?‘ diye sorduktan sonra seni dışardan okşarken, beraber neler yaşayacağımızı uzuuun uzun anlattığımı, anlatırken daha da heyecanlandığımı,

etrafımda çoktan doğurmuş olanlara bakıp iç geçirerek gün saydığımı, sonra da seninle lütfen biraz erken gel, erken gelmesen de bari geç gelme diye pazarlık yaptığımı,

karnım büyüdükçe babanla olan ilişkim şekil değiştirirken kadınlıkla annelik ilişkisi hakkında saatlerce kafa yorduğumu, işin içinden çıkamayınca da, bütün düşünceleri, cevaplarını bilmediğim soruları kışkışlayıp senin suratın nasıl olacak acaba diye düşünmeye başladığımı,

şahane, pürüzsüz bir hamilelik geçirirken 9. ay gelip çattığında zorlanmaya başladığımı ve deli gibi seni kollarıma almayı beklediğimi,

her gece saat başı çişe gittiğimi,

sona yaklaşırken bilinçaltımın her türlü oyunuyla bütün karanlık korkulardan oluşan kabuslarla uyanıp, sonra bu karanlıkları senden nasıl uzak tutarım diye gecenin köründe kafa patlattığımı,

sonra o hayatimin en büyülü ani gelip çatınca, seni kollarıma ilk aldığımda (kesin ağlarım diye düşünmüştüm) güzelliğinden büyülendiğimi ve kelimelerimin, hatta o ana kadar tanıdığım duyguların kifayetsiz kaldıklarını,

ilk iki gün hastanede sana hiç kıyafet giydirmediğimi, hep tenimin üstünde seni koklayarak taşıdığımı,

ilk emzirme denemelerimde kara kara düşündüğümü, senin aç ya da tok oldugunu nasıl anlayacağımı,

ilk gecemizde başbaşayken (babana ilk gece hastanede kalmaya izin yoktu) bütün hayatimin hızlı çekimde gözlerimin önünden geçip, senin bana geldiğin anda her seyin yavaşlayıp pespembe olduğunu,

yine ilk gecemizde sana bakmaktan, sarılmaktan, doğumdaki yorgunluğumu ve uyumayı unuttuğumu,

seni ilk eve getirdiğimizdeki gün icimizi dolduran duyguları, 

sonra uykusuz gecelerimizi,

ilk zamanlarda her sese, her degisiklige olan hassasiyetinle kollarını açarak küçücük bedeninin irkilmesini ve benim de seni görünce yüreğimin hop etmesini,

her gün 1321432434 milyon fotoğrafını çekip, her seferinde de seni mi izlesem, fotoğrafla o hiç geri gelmeyecek anı durdurmaya mı çalışsam bilemediğimi,

tepetaklak olan hormonlarımın da etkisiyle sana bakıp bakıp, her geçen gün daha da büyüyeceksin ve bir daha hiç bu kadar minik olmayacaksın diye hüngür hüngür ağladığımı,

seni sadece bir kere bebek arabasıyla gezdirip, hiç de hoşuma gitmediğini -çünkü üşüyor musun, terliyor musun hissedemedim her saniye- (sen de çok sevmedin zaten) ve o gün bu gündür seni hep kucağımda taşıdığımı,

yorgunluktan ölsem de aslında seni kimseye vermek istemediğimi ama sırf teoride birden fazla insana güvenirsen daha iyi olacağını bildiğim için verdiğimi,

bazen durup dururken içime sevinç ve şükran dalgası dolduğunu ve ansızın ağlayıverdiğimi,

sen her gün büyürken içimin hem gurur ve huzur hem de buruk ve nostaljik duygularla dolduğunu,

yorgunluktan ölürken ve sinirlerimin bozulduğu zamanlarda uyuman icin sana yalvarıp sonra iki saatten fazla uyursan kendimi senin fotoğraflarına bakarken ve ne zaman uyanırsın diye düşünürken bulduğumu,

bazen, bana bağımlı birinin olmadığı eski ‚lüks‘ hayatimi özlerken bir anda yüzüne bakınca içimi kaplayan sonsuz mutlulukla özlemlerimin toz bulut olduğunu,

bazı günler son enerjimle pilates topunun üstünde sırtım kopana kadar seninle kucağımda hoplarken (çünkü çoğu zaman başka sekilde uyumuyorsun) iki tane bildigim ninniden sıkılınca abuk subuk anlamsız sesler çıkardığımı ya da ninni melodisiyle rap şarklılar bestelediğimi,

önümüzde seni ve senin olduğun hayatımızı bekleyen şeyleri düşüncükçe içimin merak ve heyecanla hopladığını,

bazen sana bişey olursa diye türlü türlü uydurduğum felaket senaryolarında ağlayıverdiğimi, sonra da ‚manyak misin İdil kendine gel’ diyip durumdan utandığımı,

bütün gün sana sarılıp seni öperken, bazen baban da olsa, birisi bana dokunduğu zaman kendimi garip hissettiğimi,

her kaka ve pırt yaptığında sanki kendim kabızmışım da günler sonra kakamı yapabilmişim gibi rahatlayıp tezahürat yaptığımı (sonra da anal fiksasyon vb. seyler aklıma gelince tezahüratı bırakıp sakin sakin seninle konuşmaya devam ettigimi), 

seni kucağımda bir elle taşırken diğer elimle hayatimi devam ettirebildiğimi (ve tek elle, bazen yere düşenleri kaldırmak icin ayaklarla, neler yapabildiğime hayret ettigime),

neredeyse her aktivite gibi, bu yazıyı da sen uyurken ve seni özlerken 14234 kere ara verip tekrar başladığımı…

hatırlayacak mısın?

Anneler duyun sesimi: Annelik delilik mi? Deliriyor muyum?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: